Yazmayı biliyorsan eğer, yalnız olmadığını da biliyorsun. Sen ve senin düşüncelerin, fikirlerin, diline doğru kayan kelimelerin, parmak uçlarında harekete geçmek istemesiyle durduramadığın hissedişlerin… Aldın mı başındaki takkeyi başınla beraber önüne. Yazmaya başlarsın, aklın sorar sen yanıtlarsın. Yüreğin dinlenirken, kelimeler yığılmış bir köşede söylenmeyi bekler. İşte bunun en iyi yolu yazmaktır.
Yazmak; okumakla ya da dinlemekle kardeştir. Dinlediklerimizi biriktirir, cevap veremediklerimizi yazarak ifade ederiz. Cevap veremediklerimiz derken yanlış anlaşılmasın, sanılmasın yazı yazmak sessizliktir! Sessizliğin ifade şeklidir. Sanılmasın sakın yazmak, gizlice verilen kaçamak cevaptır. Sesli cevap veremediklerimiz, cevap verme fırsatı olmadığındandır. Yoksa her sorunun bir cevabı, hatta her seslenişin de bir cevabı vardır. Hem de bu cevaplar sesli harflerin tamamı kullanılarak verilir. Sadece nokta koyarsam devam edemez diye düşünenler noktanın başlangıcının büyük harfle olduğu kuralını unutanlardır.
Okuduklarımızı bir düşünelim, yalnız olduğunu düşünen biri neden yazsın? Yazan kişi okunacağına inandığı için, onun gibi hissedenlerin olduğunu bildiği için ve yalnız olmadığının farkında olduğu için yazar. Kendimizi en iyi ifade etmeye başladığımız birinci basmaktır okur-yazar olmak. Yazılardan etkilenir bir virgülle devam etmek isteriz. Okuduklarımızdan etkilenir, o gerçeğini bilmediğimiz kitaplarda kayboluruz. Yolumuzu yazarak buluruz. Yazıyoruz her yerde her yere. Teknolojide sosyal ağların duvarlarına, mahallede bahçe duvarlarına. Kalemi olan kağıda, boyası olan tuvale. Yazıyorsak eğer yalnız değiliz, insan yalnızlığına yazmaz sözleri, kelimeleri. Yalnız kalınca yazar çokluğa cümleleri. Yalnız olmadığındandır yazma ihtiyacı. Duyurmak istemektir düşüncelerini, hissettiklerini, yaşadıklarını, yaşamak istediklerini, hayallerini, öngörülerini, planlarını, bekleyişlerini, geçmişini, davranışlarını.
Şimdi sen okuyorsun ya bu yazdıklarımı, sana seslenişimi, kendimi ifade etmeye çalışımı, yazmanın güzel ve tıpkı parmak izi gibi sana özel olduğunu unutma.
Dilek Ergen
Kalabalıklar içindeki yalnızlığımı fark edeli çok oldu. Onurlu yalnızlıkları sahte kalabalıklara tercih ederim. Çok kalbe dokunur bir yazı. Tebrik ediyorum.
Sabah kahvesi gibiydi “dostluk” kırk yıl hatırı olan türden,
Kırk yıl daha yaşanır mı? bilinmez
Ancak bir saniyesi de bir ömrü de dostluğa değer
işte budur, vazgeçilmez…..
Sayfan hayırlı olsun paylaştıkça ve yazdıkça çoğalacağını biliyorum, bildikçe mutlu oluyorum…..